Undergrounds Rotating Header Image

Modern Warfare 2 Satış Rekorları Kırdı, Rusya’da Banlandı

Modern Warfare 2 bildiğiniz gibi üç büyük platform için geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı ve haliyle kıyamet koptu. Oyundaki Rus Havaalanı bölümünün büyük tartışmalara neden olması, dedicated server desteğinin çekilmesi ile hayranların Infinity Ward ve Activision’a tepkisini oldukça sert şekilde göstermesi… Son birkaç hafta boyunca bu cepheden haber üstüne haber geldi ve bugün de bir istisna değil. Elimizde iki büyük haber var ve anasayfanın tamamının Modern Warfare 2 ile kaplandığını görmek istemeyebileceğinizi düşünüp son haberleri burada toplamaya karar verdik.

Öncelikle tahmin ettiğiniz gibi oyun satış rekorları kırıyor. Grand Theft Auto 4′ün rekorunu kıran MW 2, 5 milyona çoktan ulaştı ve bu sayı artmaya devam ediyor. Üstelik bu 5 milyon, yalnızca İngiltere ve Amerika’daki satışlardan geliyor. “Abi her oyun 60 dolar olsa, haftada 100 oyun satılsa, onu 50′yle çarpsan” diye çalışan Türk kafalarımızın içindeki çarkları duyabiliyorum, o yüzden ben hemen Activision’un bu satışlardaki hasılatını söyleyeyim: Bobby Kotic, yapılan tüm boykotlara, toplanan imzalara rağmen 24 saatte 310 milyon dolar para kazandı. Bu aşağı yukarı 500 milyon türk lirası ediyor. Bu da, eğer Bobby isterse kendine birkaç ada alıp o adalara büyük bankalar inşa ettirip artan milyonlarca dolarını o bankalarda saklayabilir demek oluyor.

Hangi platformun daha başarılı olduğunu merak edenlerinizin olduğunu biliyorum. Şahsi fikrim, oyunun Playstation 3′te daha temiz gözüktüğü; fakat Xbox sahipleri bunu pek umursamıyor olsa gerek. Çünkü oyun, Xbox 360′ta PS3′e oranla iki kat daha fazla sattı. Bunda Xbox Live’ın etkisinin fazlasıyla etkili olduğunu söyleyebiliriz. Üzgünüz Sony severler, bu maçı Microsoft aldı.

Son haberimiz ve evet bu yüzlerce milyon dolardan veya Konsol Savaşlarından daha ilginç, oyunun Rusya’da tamamiyle yasaklanmış olması. Ruslar, havaalanı sahnesini fazlasıyla ciddiye almışlar anlaşılan, çünkü oyunun piyasaya çıkışının daha ilk haftasında Modern Warfare 2 Rusya’da tamamiyle yasaklandı ve tüm kopyalar, dükkanlardan toplatılmaya başlandı. IW, oyundan havaalanı bölümünü çıkartıp tekrar yayınlayacağını söylese de, Ruslar hiç bu teklife yanaşmıyorlar. Çünkü zaten tüm hikayesi Amerika-Rus savaşı üzerine kuran bir oyundan ne çıkartılırsa çıkartılsın, oyun yine de Rusları rahatsız edecektir.

Kusura bakmayın ama bence bu oldukça saçma bir yasak. Eğer havaalanı yerine bir Afgan köyü olsaydı o bölümde (teşekkürler [WT]Elessar), Rusya sesini bile çıkarmazdı. Öte yandan objektif bakmak gerekirse, bizimkilerin de farklı bir tepki vereceğini sanmıyorum.

alinti oyungezer

Resimler #1

Atatürk‏

*Atatürk`ün dünyada `başöğretmen’ sıfatlı tek lider olduğunu…

* Bir geometri kitabı yazdığını…

* Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu…

* Norveç`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu. ”Atatürk” çiçeği’nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını…

* Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina’daki; Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu…

*”Mimber” adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini…

* Kurtuluş Savaşı’nda rütbe alan bir çok kadın askerlerimizin olduğu, dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu, Üst teğmen Kara Fatma’nın 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk, tarafından atanmış olduğunu…

*Bir röportajda Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?’ diye sorulduğunda ‘Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için, davet gelirse düşünürüz’ dediğini ve bunun üzerine BM
yasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet edilen ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu….

*1938′de, General McArthur’un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; ‘Şuanda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal’i görmek için neler vermezdim’ dediğini…

*1938′de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde; ‘Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal, gibi lider getirir’ denildiğini…

*1996′da Haiti Cumhurbaşkanının vasiyetinde, mezar taşına yazılmasını istediği metinde; ‘Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm’ yazdığını…

*2000′de ABD Başkanı’nın milenyum mesajında; ”Milenyumun hiç şüphe yoktur ki; tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış, tek liderdir’ denildiğini…

*2005′de Amerika’nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisinin ‘Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk’ü örnek alsın yeter’ olduğunu…

*2006′da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini…

BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

AB Uyum yasalari geregince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin
kaldirilmasini protesto ediyoruz! Milli bilincimizi yavas yavas yok
etmelerine izin vermek istemiyorsaniz; iletebileceginiz kadar iletiniz!!!…

Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler…
Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk’ün
kompartimaninin kapisini çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatini
yikamaktadir. Yaveri: ‘Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye
böylesiniz’, der. ‘Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi
unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm,
uyumadim kalktim’, der. Yaveri: ‘Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz;
hemen size bir yastikla battaniye getirirdik’, der. Ve bir ülke kurtarmaktan
dönen komutan tarihi bir cevap verir:’Geç fark ettim, hepiniz en az benim
kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli olan benim uyumam degil;
milletimin rahat uyumasi’.

ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ; HÂLA UYANAMADIK?…

iPhone duvar kağıtları #2

iPhone’a meydan okuyanlar

iPhone’a meydan okuyan 10 cep telefonunu inceledik: İşte kafa tutanlar veya tutmaya çalışanlar…
iPHONE’A MEYDAN OKUYAN 10 CEP TELEFONU

Yeni iPhone piyasaya çıkar çıkmaz 3 gün içinde bir milyondan fazla satış rakamına ulaştı. Tabii ki rakipleri de boş durmuyor. Biz de, bu makalemizde, geçen süre zarfında iPhone’a kafa tutmaya çalışan alternatif modelleri inceliyoruz.

Apple, iPhone 3G S ile iPhone serisinin; video fonksiyonu, MMS desteği ve sesli komut gibi eksiklerini kapattı. iPhone’un kamerası otomatik odaklama özelliğine sahip ve 3 Megapiksel kalitesinde resimler çekebiliyor.

Yeni iPhone’un, tamamen hatasız olduğunu da söyleyemeyiz. En bariz eksiklerden biri de kolay çizilebilir arka yüzey konusunda hiçbir geliştirme yapılmaması. Aynı şekilde, sadece yetkili servis tarafından değiştirilebilen piller, bu model için de tercih edilmiş. Java programlarını iPhone üzerinde kullanmak isteyenler de hayal kırıklığına uğrayacaktır. Yeni iPhone’un selefinden miras kalan başka bir olumsuz özellik ise sahip olduğu yüksek fiyat.

Peki, rakipleri daha mı iyi?
iPhone’un, 2007′nin yazında piyasaya çıkmasından itibaren, diğer cep telefonu üreticileri Apple iPhone’un stil ve fonksiyonlarını taklit etmeye çalışıyorlar. Bunu da cep telefonlarına birçok ekstra donanım özelliği ekleyerek başarmak istiyorlar. Bu üreticilerin kullandıkları işletim sistemleri farklı, farklı: Symbian, Windows Mobile, Android, BlackBerry sistemlerinden alın da üreticilerin kendi geliştirdikleri sistemlere kadar birçok değişik işletim sistemi kullanılıyor.

Gelecek sayfalarda Apple iPhone 3G S’e kafa tutan en gözde cep telefonlarını inceleyecek, iyi ve kötü yönlerini sizinle paylaşacağız. Ve bu arada da bahse konu olan aygıtın gerçekten de iPhone’a rakip olup olamayacağını değerlendireceğiz.

Ünlü arkadaşlık sitesi kapatıldı

Büyük kullanıcı kitlesine sahip olan 2 siteye Türkiye’den erişim yasaklandı. İşte detaylar…
Bu sabah bilgisayarının karşısına geçip internette gezinen ve www.myspace.com ve www.lastfm.com adreslerine erişmeye çalışan kullanıcılar aşağıda da görülen: “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır.” uyarısıyla karşılaştılar.

Milyonlarca kullanıcısıyla dünyanın en büyük sosyal ağlarından biri olan Myspace ve müzik dinleyenlerin, dinledikleri parçaların listelerini paylaşabildikleri Last.fm engellenmiş durumda. İkisinin de ortak noktası müzik yayını yapmaları. Ancak engellenmelerinin sebebi, sayfanın yerine çıkan engelleme kararı yazısında belirtilmiyor. Üstüne üstlük bu konuda henüz resmi bir açıklama da yapılmadı.

Şimdi akıllardaki soru ise şu: Facebook’la aynı kulvarda bir portal olan MySpace.com’dan sonra sıra Facebook’a da gelecek mi?

iStar Force Fighter kapış kapış gidiyor ;-)

Kısa bir süre için iStar Force Fighter sadece 0,79 Euro

bu fırsat kaçmaz

Türkçenin esnekliği

4568

1.o rus bu çocuğu mutlu eder şeklinde metin yıldız tarafından kullanılan espiri.

2.+thranduil bey hedehödöhed raporlarını aldınız mı?
-evet efendim şükufe hanım bana verdi!
…*
+öhm! peki bu veriler bilgisayara geçirildi mi?
-elbette ağ bağlantılarından beni tıklayarak alabilirsiniz…


3.ananas aldırdım çürük çıktı

4.dün akşam sanaiyi basmışlar

5.bana bi sabah bi aksam 2 posta veririmisin?

6.bi yerde bi minibus soforuyle bi kadin arasinda gecen soyle bi diyalog okumustum
kadin: (minibusun kapisini acarak) basibuyuk mu?
sofor: evet abla
kadin: hemen kalkiyo mu?…

sofor oyle bi evet demiski mahkemelik olmuslar. bu arada basibuyuk istanbulda bi semt adi. maltepedeymis.

Dünyanın En Aptal Deneyleri

Tanınmış İngiliz bilim dergisi New Scientist, dünyanın bugüne kadar tanık olduğu en aptal 10 deneyin listesini hazırladı. İşte dergiye göre en aptal deneyler ve sonuçları:

* LSD maddesinin deliliğe neden olup olmadığını belirlemek isteyen 2 psikiyatrist, 1962′de Oklahoma’daki Lincoln Hayvanat Bahçesi’ndeki Tusko adlı erkek file, 3 bin insanı etkileyebilecek dozda LSD enjekte etti.
Sonuç: 14 yaşındaki Tusko, birkaç dakika içerisinde öldü. (Başarısız)
* 1960 yılında ABD Hava Kuvvetleri’nde görevli 10 asker, bir kargo uçağına bindirilir. Uçak 5 bin feet’e çıktığında pilot motorda ve iniş takımlarında sorun çıktığını, okyanusa zorunlu iniş yapmayı deneyeceğini söyler. Daha sonra ise bir görevli askerlere sigorta poliçesi dağıtarak bunları dikkatlice doldurmalarını, başlarına birşey gelirse ailelerinin ancak bu sayede para alabileceğini söyler. Ancak askerlerin farkında olmadığı şey, gizli bir deneyin parçası olduklarıdır. Amaç, denek askerlerin ölüm korkusunun doğurduğu aşırı stresin algılama yeteneğini etkileyip etkilemediğini ortaya çıkarmaktır. Askerlerin doldurduğu formlarda birçok imla hatası vardır.
Sonuç: Aşırı stres algılama kapasitesini etkiler. (Başarılı)
* 1954′te Rus cerrah Vladimir Demikhov, bir Alman kurdu ile bir yavru köpeğin başlarını aynı bedende birleştirir. 2 başlı denek, 6 gün hayatta kalır. Amacı, organ naklinin başarılı olup olmayacağını anlamaktır. Demikhov, aynı deneyi farklı hayvanlarla 15 yıl boyunca 19 kez daha yapar. Deneklerden en uzun hayatta kalanı 1 ay yaşar.
Sonuç: Doku uyuşmazlığı deneklerin ölümüne neden olur. (Başarısız)
* 1933′te ABD’li Clarence Leuba adlı profesör, gıdıklanınca gülmenin doğuştan bir tepki mi, yoksa daha sonradan öğrenilen bir durum mu olduğunu anlamak için küçük oğlunu ve karısını gıdıklar.
Sonuç: Gıdıklanınca gülmek, doğuştan gelen bir tepkidir. (Başarılı)
* 1942′de Lawrence LeShan adlı ABD’li psikolog, tırnak yeme alışkanlığı olan bir grup çocuğu, karanlık bir odada uykuya yatırır. Ardından tüm gece boyunca odada kısık sesle ‘Tırnaklarımın tadı korkunç” cümlesinin kayıtlı olduğu bir kaset çalar.
Sonuç: Çocuklardan 40′ı tırnak yemeyi bırakır. Uykuda öğrenme mümkün bir tekniktir. (Başarılı)
* 1804′te Sarı Humma’nın bulaşıcı bir hastalık olmadığını kanıtlamaya çalışan Stubbins Ffirth adlı doktor, Sarı Humma hastalarının kusmuklarını içer.
Sonuç: Doktor hasta olmaz, ancak ileriki yıllarda yapılan testlerde hastalığın özellikle kan yoluyla aşırı derecede bulaşıcı olduğu ispatlanır. (Başarısız)
* 1930′larda ABD’de Robert E. Cornish adlı araştırmacı, ölü köpeklerin kanına adrenalin enjekte ettikten sonra tahterevalliye yerleştirerek, aşağı yukarı sallayarak hayvanları hayata döndürmeyi dener.
Sonuç: Köpeklerden 2′si körlük ve aşırı beyin hasarıyla hayata döner ve birkaç ay yaşar. (?)
* 1960′ların ortasında ABD’li araştıtmacılar, erkek hindilerin cinsel olarak uyarılması için dişilerin vücudunun ne kadarını görmeleri gerektiğini araştıran bilim adamları, dişi hindi maketlerini parça parça azaltarak erkeklerin vereceği tepkileri inceledi.
Sonuç: Maketlerin üzerinde sadece baş kısımları kalıncaya kadar erkek hindilerin çiftleşme dürtüsüyle harekete geçtiği belirlendi. (?)
* İnsanların her türlü ortamda gözleri açık olsa da uykuya dalabileceğini öne süren ABD’li uzmanlar, gözkapaklarını bantla tutturdukları 3 deneğe yüksek sesli müzik çalınan ve flaşlar patlayan bir odada, elektrik şokları verdi.
Sonuç: Denekler, tüm olumsuz şartlara rağmen 12 dakikada uykuya daldı. (Başarılı)

İNANILIR GİBİ DEĞİL !

HAARP adında kitabı tam 2 kez okudum. Mutlaka bulup okumanızı tavsiye ederim. Ben arkadaşıma göndermek için aradım ama hiçbir yerde bulamadım. Önüme gelen herkese söylüyorum da.. Akıl almaz bir olay nasıl gerçekleştiriliyor ve bizlerin kılı bile duymuyor, anlam veremedim. Kitapta da adı geçen TESLA makinesinin kurulumu ile dışarıdan, Türkiye’nin ve benzeri yerlerin jeolojik konumunu ele almayı amaç edinmiş adamlar.. Ve büyük an; 17 Ağustos’ta Askeriye’de yapılan büyük kokteyl daveti ile ortak oldular. O gece kendi adamları-askerlerini de kaybettiler. Zarar vermeyeceğini düşündükleri proje asrın felaketine döndü. Kitabı okuduktan sonra feci şaşkındım ve benim de askeri çevremden araştırdığım, tüm bu anlatılanları doğruluyordu.
Marmara olayını artık deprem olarak kesinlikle düşünemiyorum. Marmara Depremi 17 Ağustos 1999, Gölcük; Saatler gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarıya atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ali Kırca’ nın yönettiği Siyaset Meydanı’nda enkazdan kurtarılan bir bayan şunları söylüyordu:
‘O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki, bu depremden farklı bir şeydi. Bir iddiaya göre depremden hemen önce Gölcük’ten Avcılar’ a kadar geniş bir alanda görülen ‘ateş topu’ ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı. Kimine göre de Yugoslavya’da yaratılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleştiğini söylüyordu. Hatta bazılarına göre işi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN televizyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında “depremin arkasında PKK mı var” sorusuna ‘Sanmıyorum’ cevabını vermişti. Oysa bu sorunun doğal yanıtı ‘siz ne saçmalıyorsunuz, depremle PKK’nın ne alakası var?.’ olmalıydı. Bu soruya verilen cevap, akıllara, PKK’nın deprem oluşturabilme ihtimalinin olduğunu düşündürdüğü gibi, yapay depremlerin olabileceği sonucuna da getirmektedir. Bu teoriler arasında akla en yatkın olanı Future Times’da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikâyeydi. Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yerkabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremlere dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilimadamı mucit Nicola TESLA tarafından geliştirilen bu ‘düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli’ tekniğini, hem Ruslar, hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı.
Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan, geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı ‘deprem indirgeme’ sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya’ nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra.. Değişik zamanlarda Kafkaslar’da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’daki Ant dağlarında tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük adımlar atıldı.. Bu araştırmalar Amerika’da HAARP ve diğer askeri tesislerin kumanda merkezlerinde yürütülüyordu. Bu arada, Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Ve gün geldi bu sistem Türkiye’de denenmek istendi. Bölge zaten yılardır bu amaçla sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim gelişmeleri dikkatle takip edenler, depremden hemen sonra, Türk Telekom’un Türkiye’nin sismik bilgilerini Pentagon’a ileten NATO Üssü’nün iletişimini nasıl kestiğini ufak puntolarla gazetelere düşen haberlerden hatırlayacaklardır. ABD’nin asıl hedefi, ‘Kuzey Anadolu fay hattı’ndaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, ‘San Andreas fay hattı’na uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından, yürütme işi İsrailli uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük üssüne getirilerek oradaki yeraltı, denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değildi. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu fark etmeyecekti. Bu amaçla Gece Şahini tatbikatı’nın Gece 03:00 da başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00 da düğmeye basılacak ve Gece Şahini devreye alınacaktı. 1–2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama o gece bir şeyler yanlış gitti. Doğa kendini yönetmek isteyenlerden bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler geri geldiğinde, gece saat 03:05′i gösteriyordu. Daha bir kaç dakika öncesine kadar korunağın içinde şampanya patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o enkazın altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan… İşte o andan sonra çantalardan çıkan Q planı’ çalışmaya başladı. İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. Kimsenin birbiriyle haberleşmesi istenmiyordu. Cumhurbaşkanı dahi sabahleyin ‘benim de telefonum kesikti’ şeklinde garip bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı ve başbakan şaşkındı. Saatlerce ‘üzgünüz’ bile diyemediler. 4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve Birleşik Devletler Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’ de Ben Gurion’ un Lod Askeri Havaalanı’ndan 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha komutanlığı’ na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6′ ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan emir aldılar. Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye’ ye karşı olan hasmane tutumuna son vermesi sağlanıyordu. Tüm Batı başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Her şey kontrol ve
koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında. İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük’te ne arıyorlardı. Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi. Uluslararası bir kimliği yoktu. Bunun nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz. Hiç kimse bugüne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya şaşkınlıktan, ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya biz yardım için geldikleriydi. Hemen bir hastane kurdular. Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çıkartarak götürmekti. Biz de ‘Bak şu İsrail’e helal olsun, hemen yardımımıza koştu’ diyerek sevindik. Sabah saat 03.05 ile 06.30 arasında Batı’da bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı ve çok gizli askeri hareketlilik hâkimdi. Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran Tesla makinesinin kalıntılarını toplayıp, yer altı ve yerüstündeki tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla gelen Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30′ da bölgeye vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tekbir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu. Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel’in bölgeye gitmesine izin veriliyordu. Amerika tüm imkânlarını seferber etti. Clinton Amerikan halkından Türkiye’ye yardım etmesini istedi. Kasım’ da Türkiye’ye geleceğini ilan edip; Ecevit’ in de bu arada Amerika’ ya (belki de binlerce şehidin diyetini konuşmaya) kendini ziyarete geleceğini haber verdi. İlk anda çok yadırgadığımız Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un’yabancılara tek bir hasta bile vermem demesini, ABD Deniz Kuvvetlerine ait yüzer hastanede tek bir hastanın bile tedavi edilmediğini, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutulmasını şimdi yadırgayabiliyor musunuz? Enkaz altında binlerce Mehmet, Hatice, Ayşe ve Ali’ye karşı bir vicdan borcumuz var. Onlar geride gözleri yaşlı on binlerce sevenlerini sıcaklıklarından mahrum bırakırken, sırf Kaliforniya’da Johnny’ler, Susan’lar ve Alice’ ler yaşasın diye yaşamdan çalındıklarını dünya bilsin.

Katkılarından dolayı; İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgi İşlem
Müdürü Mehveş Tijen AYAS ‘e teşekkürlerimizi bir borç biliriz.